Giriş yapmadınız.

ZiNNuR

Moderatör

  • Konuyu başlatan "ZiNNuR"

Mesajlar: 1,057

Konum: ...gurbet gurbet gurbet...

Seviye: 41 [?]

Tecrübe: 2,436,556

Sonraki Seviye: 2,530,022

  • Özel mesaj gönder

1

Tuesday, January 31st 2012, 11:01am

Satranc Oynamak Ve Zar Atilarak Oynanan Oyunlar Haram Midir ?

Selamunaleykum. Bır suredır arastırdıgım bırkac degısık manalar buldum. Ancak bu konu hakkında dogru ve tam bilgilere ihtiyacim var, Arkadaslar zarla oynanan oyunlar ve de satranc oynamak haram midir? neden ? bilgisi olanlar yazarsa duaciniz oluruz Allah razioolsun.
Ey insan Kafdağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma her şeyin bir hesabı var; üzdüğün kadar üzülürsün



Nereye gittiğini bilen adama bütün dünya yol verir.

Reklamcı

Misafir

Reklam


Hilkati nur

Orta Düzey

Mesajlar: 981

Seviye: 39 [?]

Tecrübe: 1,469,183

Sonraki Seviye: 1,757,916

  • Özel mesaj gönder

2

Tuesday, January 31st 2012, 1:34pm

ılımlı olsakta kısaca adı KUMAR

‘Kumar’, nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almak diye tarif edilir. Diğer bir anlamı ise, herhangi bir vasıta ile, iki taraf arasında para ve­ya kıymet taşıyan bir şeyin verilmesi şart koşularak oynanan bir talih oyunudur. Adı ne olursa olsun bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun ve ortak bahis kumardır. Kolaylıkla mal çarpmak veya çarptırmak olduğu için Kur’an’da ‘meysir’ denilen kumar, kolaylık anlamındaki ‘yûsr’ kökünden gelmektedir.
Kumarda ya kolaylıkla zahmetsiz mal çarpmak veya çarptırmak vardır. Kumar demek de ‘zar’ gibi ne olacağı belli olmayan tehlikeli bir şeye bağlanarak mal vermek veya almak demektir. Cahiliye devrinde Araplar gerek kendilerine ve gerekse Acemlerden ve diğerlerinden belledikleri ‘nerd’ yani tavla, ‘satranç’ ve diğerleri gibi oyunlarla kumar oynarlardı. Kısacası Avrupalıların piyango dedikleri tarzda bölüşme yolu ile bir kumarları vardı ki bunu ‘hayır’ bile sayarlar ve övünerek yaparlardı. Şöyle ki: Zar yerinde ‘ezlâm’ ve ‘aklâ’ denilen on adet okları vardı. Bunlara: Fezz, tev'em, rakib, hils, nafis, müsbil, muallâ, menih, sefih, vağd derlerdi. Menih, sefih, vağddan başka diğerlerinin bir hissesi bir payı olurdu. Meselâ, piyango çekilmek üzere, bir deve kesilir, yirmi sekiz hisseye ayrılır; fezze bir, tev'eme iki, rakibe üç, hilse dört, nefise beş, müsbile altı, muallâya yedi, hisse ayrılır. Menih, sefih vağd okları boş ve mahrumdur. Bu on kalemin hepsi ‘rebâbe’ denilen bir torbaya atılıp adaletli kişinin önüne konulur, o da torbayı çalkalayıp elini sokar, katılan herkes adına bir ok çeker, hissesi bulunan ok çıkanlar belirlenmiş olan hisseyi alırlar, boş ok çıkanlar da mahrum kalırlar ve fakat devenin bedelini öderler. Hisse çıkanlar da paylarına çıkan hisseyi fakirlere verirlerdi. Böylece ‘meysir’ öncelikle diğer kumarlara göre ehven-i şer (şerrin en hafifi) görünen ve hayır zannedilen böyle dağıtım ve bölüşme; yani piyango tarzına denilmiş ve bundan dolayı bütün kumarlara da ‘meysir’ denilmiştir. Hatta bir hadis-i şerifte, çocukların aşık ve ceviz oynamalarının bile ‘meysir’den olduğu beyan edilmiştir. İki kişiden biri diğerine şu kadar yumurtayı yiyebilsen şu senin olsun demişti. Bunlar Hz. Ali (r.a.)'ye hüküm vermesi için başvurdular. Hz. Ali (r.a.), bu kumardır, diye izin vermedi. Zaten hayır namına piyango haram olunca diğer kumarların haydi haydi haram olacağı anlaşılır. [1]

Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yok edip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü İslâm dininde karam kılınmıştır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” [2]

Bunların hepsi, Allah (c.c.)'ın helâl kıldığı “tertemiz nimetler” sıfatıyla uyuşmayan kirli işlerdir. Ve bunlar şeytan işidir. Şeytan ise insanın tarihi düşmanıdır. Mümin’in, bir işten duygusal olarak nefret etmesi, psikolojik olarak tiksinmesi, fıtrat olarak ondan ürküp kaçması, korkarak ondan uzaklaşması ve ondan sakınması için, bu işin şeytan işi olduğunu öğrenmesi yeterlidir. Bundan sonra o işe asla yaklaşmaz ve yaklaşmamalıdır.
Gerçekten de içki, kumar, anıt taşları ve fal okları cahiliye hayatının en önemli özellikleriydi ve cahilî toplumun en köklü gelenekleri arasında yer alıyorlardı. Pratik uygulamaları ve bu toplumun en önemli geleneklerini, alışkanlıklarını oluşturmaları açısından; birbiri ile köklü bağları bulunan bir demeti oluşturuyorlardı. Cahiliye Arapları alabildiğine aşırı şekilde içki tüketiyorlardı. Toplantılarında fazla içki tüketmeleri ile övünüyor ve bunu bir övünç kaynağı olarak görüyorlardı. Şiirlerinde ve övgülerinde; içkiyle iftihar etmek, önemli bir odağı oluşturuyordu! İçki meclislerinde hayvanlar kesiliyor, içki içenlere, içki dağıtanlara, bu mecliste kahramanlık gösterileri yapanlara, bu toplantıya katılanlara ve etrafında toplananlara sunulmak üzere etler kızartılıyordu. Bu hayvanlar, anıt taşları üzerinde kesilirdi. Anıt taşları Arapların, hayvanlarını üzerinde kestikleri ve kanlarını kendilerine sürdükleri putlardı. (Tanrılara yani tanrıların papazlarına kurban olarak sunulacak olan hayvanlar da bu taşlar üzerinde kesilirdi). İçki meclisleri ve benzeri sosyal nitelikli kesimlerde fal okları yolu ile kumar da oynanıyordu. Fal okları, Arapların, hayvanları aralarında paylaşırken başvurdukları bir oran ölçeğiydi. Herkes kendi okuna düşen orana bağlı olarak, hayvandan bir pay alıyordu. Okunda ‘üstün’ yazılı olan, hayvanın en büyük payını alırdı. Bu sıralama okuna hiçbir pay düşmeyene kadar, aşağıya inerdi. Payına hiçbir şey düşmeyen adam, hayvanın sahibi de olabiliyordu. Bu durumda hayvanı tümden kaybetmiş olurdu. İşte kumarın adaleti böyledir. İnsan bir defa bu illete yakalandığı zaman kolay kolay kurtulamaz. Bunun için bu ayette kumarın kesinlikle yasak olduğu belirtilmiştir. [3]

Daha sonra ayet-i kerime, bu pisliğin gerisinde bulunan şeytanın planını açıklamaya geçiyor ve şöyle diyor: “Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” [4]

Şeytanın güttüğü bu hedefler, birer realitedir. Müslümanlar bu gerçekleri, gerçeğin kendisi olan ilahi ifadeler aracılığıyla tasdik ettikten sonra, realiteler dünyasında da onları görebilir. Şeytanın, içki ve kumar yolu ile insanlar arasına kin ve düşmanlık tohumunu nasıl ektiğini görmek için, uzun bir araştırmaya gerek yoktur. İçki, insanın aklını başından alır, etini ve kanını bir sel gibi harekete geçirir, şehevi arzu ve isteklerini alevlendirir. Çoğunlukla içkiye arkadaş olan kumar ise, insanın gönlünde bin bir çeşit kin ve hüsran duygusu bırakır. Çünkü kumarda kaybeden kişi, gözlerinin önünde malını elinden alana ister-istemez kin besleyecektir. Malını bir ganimet olarak alıp götüren kumarcıya, kaybeden adam, elbette ki kahrolacaktır. Bu işlerin yapıları gereği olarak, kin ve düşmanlığı harekete geçirmesi normaldir. Meseleye oldukça yüzeysel olarak bakan birtakım kimselerin, bu tür bir araya gelişleri; dostluk ve mutluluğun bir parçası olarak algılamaya çalışmaları boşunadır. Zira bu işler, birbirine dost olan insanları karşı karşıya getirmekte daha da ötesi çatışmaya sürüklemektedir.

Ayette ‘şeytan işi iğrenç şeyler’ olarak nitelenen içki ve kumarın ruh ve beden sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri esasen sıradan insanların gözlem ve tecrübeleriyle ko­layca fark edilebileceği gibi, deneysel bilim çerçevesindeki araştırmalarla bu konu­nun incelikleri üzerinde önemli tespitler de yapılabilmektedir. Bu sebeple olmalı­dır ki, ayette bunların daha çok sosyal hayatta açtığı yaralara ve dinî hayata vurdu­ğu darbeye değinilmiştir. Nice yuvaların yıkılmasına sebep olan, dostlukları çökertip yerine düşmanlıkları yerleştiren ve toplumu için için kemiren bu iki bela günümüzde de oldukça can yakmaktadır. Ayette dikkat çekilen hususlar içki ve kumarın, bir taraftan olmayan düşmanlıkları ortaya çıkarması ve mevcut husûmetleri körüklemesi, diğer taraftan da kişinin Rabbine yakın olmasını ve O'na karşı ödevlerini yerine getirmesini engellemesi, dolayısıyla insanın kendi kendini kontrol melekesini zayıflatması veya yok etmesidir.

Hilkati nur

Orta Düzey

Mesajlar: 981

Seviye: 39 [?]

Tecrübe: 1,469,183

Sonraki Seviye: 1,757,916

  • Özel mesaj gönder

3

Tuesday, January 31st 2012, 1:36pm

Kumar ve Zararları

Kumarda birinin veya birkaçının kaybedip bir diğerinin kazanması, insanda alın teriyle çalışıp kazanma azmini öl­dürür. Her gün kazanırım umuduyla insanı hazıra konma peşinde koşturur ve bu hayal ile bütün bir ömrü berbat eder. Sonunda düzensiz, disiplinsiz, azimsiz, gayretsiz bir hayat, bir hiç uğruna semeresiz, gayesiz noktalan­mış olur.

Oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır. Kumar, haksız yere başkasının malını almak, bile bile ortaklaşa haksızlık yapmaktır. Kumar, toplumsal bir felâkettir. Dinin şiddetle yasakladığı bu yıkıcı kötülüğün pek çok aileyi sefil ve perişan ettiği her zaman görülmektedir. Hırsın verdiği heyecan ile sabahlara kadar kumar masalarından ayrılmayanlar, orada, sağlıklarını, servetlerini, ahlâklarını ve vakitlerini bırakarak insanlıktan uzaklaşır; bir gün kazananlar başka bir gün kaybederler. Kumarda kaybedilen parada çoluk- çocuğun, fakirlerin hakkı vardır. Kazanılan para da meşrû değildir. Kumar yaygınlaştıkça toplumsal zararlar artar. Çalışmanın yerini tembellik alır. İş hayatın da verim düşer. Kumar beraberinde içki, yalancılık, hırs, kin, intikam, cinayet gibi kötülükleri de getirir.

Kumar, aile hayatında düzensizliklere, anlaşmazlıklara, ihmallere sebep olur. Kumar yüzünden, dinini, namusunu, vatanını satan, her türlü kutsal değeri ayaklar altına alan pek çok kişi vardır. Kumar, içki gibi çok kısa bir zamanda alışkanlık haline gelir. Bir daha ondan kurtulmak çok zor olur. Bunun için içki ve kumar alışkanlığı çok tehlikeli alışkanlıklardandır.

Sonunda para kazanılan veya kaybedilen, zar, oyun kâğıtları, piyango, spor- toto, loto, müşterek bahis gibi her türlü şans oyunu kumardır. Bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan, kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe, kayıplarını çıkarmak için yine oynar. Sonunda kumarbaz oluverir. Her şeyini kumarda kaybeden, nesi varsa satan ve kumara yatıran, bütün ömrü sefalet içinde geçen, karısını ve çocuklarını mahveden kumarbazların, başlangıçta kumara bir eğlence sözü ile baktıkları unutulmamalıdır. Bütün bunlardan sonra kumarın haram kılınışının hikmetlerini kısaca şöyle ifade edebiliriz:

a) Müslüman, hayat ve kazancı şansa ve tesadüfe değil, aldığı tedbirler ve verdiği emeğin sonucuna bağlamalıdır.

b) Başkasının malı haramdır; bunu almanın yolu ya çeşitli şekilleriyle mübâdele veya bağış vesairedir; kumar haksız kazanç yoludur.

c) Kaybeden verdiğine razı görünse bile, kalbinden müteessir bulunduğu ve kazanana kin, düşmanlık duyduğu şüphesizdir.

d) Kaybeden kazanmak, kazanan bu zevki yeniden tatmak için tekrar oynarlar ve bu hal giderek alışkanlık kazandırır, kişiyi kumarcı yapar.

e) Kumar ibadetlere engel olur.

f) Kumarın zararı fertlerde kalmaz, topluma sirayet eder; üretime katılmayan, işsiz, güçsüz, kumar oynamakla vakit öldüren kimselerin çoğalmasına sebep olur.

Sosyal bir afet olan kumardan sakınmak kadar çevremizdeki insanları özellikle aile fertlerimizi de bundan koruma önemli bir görevdir. Kur’an-ı Kerim’de aile bireylerinin zararlı kötü işlerden sakındırılıp, Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’nün istediği bir yaşantı için eğitilmesi görevi aile reislerine verilmektedir: “Ey İman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah emrine karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır.” [5]

Netice olarak kumarın taraflar arasında kin, nefret ve düşmanlığa yol açması kaçınılmazdır. Bunlar yanında, kumarın sebep olacağı toplumsal yaralar, doğuracağı facialar gün gibi açıktır. Dolayısıyla müslümanın kumar oynamayı düşünmesi bir tarafa yanından bile geçmemelidir.

Tavla, satranç, dama, iskambil, tenis ve bilardo gibi oyunların hepsi kumar amacıyla oynandığı ve bunlarla kazanç elde etmek istendiği takdirde, kumar hükmünde olduklarında şüphe yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tavlayı yasaklayan çeşitli hadisleri vardır: “Tavla oynayan, Allah’a ve Resûlüne âsî olmuştur” [6]

“Tavla oynayıp, sonra kalkarak namaz kılanın durumu, irin ve domuz kanı ile abdest alıp, kalkarak namaz kılanın durumuna benzer” [7]

İslam hukukçularının çoğunluğu bu hadislerdeki genel yasaklamaya bakarak, kumar amacı olsun veya olmasın tavlanın caiz olmadığını söylemişlerdir. İskambil ve domino oyunları da tavla ile aynı niteliktedir. İbn el-Müseyyeb ve bazı bilginler ise, kumar amacı dışında tavla oynamanın haram olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, kumara bulaştırılmadığı, gerek Allah (c.c.)’a gerek aile ve topluma karşı görevler aksatılmadığı, o sırada daha önemli ve gerekli bir şey ihmal edilmediği sürece tavla oynanmasında dinen bir sakınca olmadığı söylenebilir.

Satranç konusunda ise şunlar söylenebilir; Arapça aslı ‘satranç’ olan ve Türkçe’ye de ‘satranç’ olarak geçen oyunun daha ziyade sahabe döneminde ortaya çıktığı söylenmektedir. Bu konuda sahabeden değişik görüşler nakledilmektedir. Mesela Hz. Ali (r.a.), ‘Satranç, Acemlerin meysiridir.’ [8] demiştir. Sahabe ve tabiîn bilginleri ile daha sonrakiler satrançla ilgili üç görüş öne sürmüşlerdir: Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre, İbn Şirîn, Hişam b. Urve, Saîd b. El- müseyyeb, Saîd b. El- Cübeyr (r.a.) gibi sahabe ve tabiîn bilginlerine göre satranç oynamak mübahtır. Ebu Hanife, Mâlik ve Ahmet b. Hanbel’e göre ise haramdır. Buna karşılık Şafii, kavramayı keskinleştirmesi, muhakemeyi güçlendirmesi, savaş taktiklerine ve hilelerine alıştırması itibariyle eğitici olduğunu ve bu yönüyle atıcılık ve biniciliğe benzediğini ileri sürerek satranç oynamaya ruhsat vermiştir. Satrancın bir şans oyunundan çok, bir zekâ oyunu ve beyin sporu özelliği dikkate alınarak, bir de hakkında kesin bir yasaklama hükmünün bulunmadığına bakılarak bir sonuca ulaşılmıştır. Ancak sahabenin bunu tavlaya kıyas ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim, Abdullah b. Ömer’den şöyle dediği nakledilir: ‘Satranç tavladan daha kötüdür.’ Hz. Ali (r.a.)’nin onu, kumar türünden saydığı belirtilir. [9]

Diğer yandan Yahya b. Said’in, İmam Malik’ten şu sözleri işittiği nakledilir: ‘Satrançta hayır yoktur, satranç ve onun dışındaki diğer batıl kumar oyunlarını oynamak çirkindir.’ [10]

İmam Malik bunları söylerken şu ayeti okuyordu: “Hakk’ın dışında sapıklıktan başka ne vardır.” [11]

Dama da satranç benzeri bir oyundur. Tenis ve bilardo oyunlarında ise spor hâkimdir. Meşru olmayan başka unsurlar eklenmediği takdirde mübah olmaları gerekir. Sonuç olarak, kumar amacı olmaksızın dinlenmek, eğlenmek ve zevk için oynanılan oyunların da mübah olabilmesi için dört şart öngörülmüştür. Buna göre oyun;

a) Namazın geçmesine ya da gecikmesine yol açmamalı.

b) Hiçbir menfaat beklememeli.

c) Oyun sırasında dilini kötü ve boş şeylerden korumalı.

d) Normal eğlenme ve dinlenme ölçülerini aşarak vakit israfına yol açmamalıdır.

Günümüzde insanların elindeki para ve diğer varlıklarını ellerinden almak için elektronik kumar makineleri geliştirilmiş ve bunlar için özel kumarhaneler kurulmuştur. Buralara gidip bu makinelerle kumar oynayanlar da aynı tuzaklara düşmekte ve bütün servetlerini bunlara kaptırmaktadırlar.

Kumar Hastalığından Kurtuluş Yolu

Kumar oynayan insan özetle şunu düşünmelidir: Kumar oynamak, dine, ahlâka, ilme ve fazilete ihanettir. Çalışma azmini yitirmek, tembelliğe boyun eğmektir. Ailenin, toplumun ve Allah (c.c.)’ın hakkını ödememektir. Kendini insanlık şeref ve onurundan aşağıya çekmektir. Rahmet meleklerinden uzaklaşmak ve nefis ve şeytanla kucaklaşmaktır. Dünya mutluluğunu ve ahiret saadetini şuursuzca yitirmek ve böylece boş bir umut peşinde çok kıymetli olan bir ömrü yok etmektir.

Bu kadar kötü bir alışkanlığa kapılmamak veya kapılmış ise ondan derhal kurtulmak için Müslüman elinden gelen bütün gayreti göstermelidir. Bu durumda olduğunu bildiği kardeşlerini de kurtarmak için aynı şekilde çalışmalıdır.

[1] Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır.
[2] Maide sûresi, 5/90.
[3] Fî Zilali’l-Kur’an, Seyyid Kutup.
[4] Maide sûresi, 5/91.
[5] Tahrim sûresi, 66/6.
[6] Ebu Davud, Edeb. 56; İbn Mace, Edeb, 43.
[7] Ahmed Bin Hanbel, V, 370.
[8] Şevkani, Neylü’l-evtar, VIII, 95.
[9] İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul, 1985.
[10] İmam Malik, Muvatta, Riya, 7.
[11] Yunus sûresi, 10/32.





Karşılığında para mal vs maddiyatl olamayan oyunlarda bile vakit kaybı ki dinimizde zaman çok önemli sen vaktini harcadığın şeyden hesaba çekileceksin şuda zamane var hanımları daha çok sosyal sayfalarda örnek feyste bi sürü oyun felan oynuyo bay bayan demeden karşılıklı okeyler sonucu nereye gideceğini az çok tahmin edebiliriz aslında dini ve edebi konuda hiç bir ilmimizde yok demiyoruz desek çarpılırız kesin ancak ve ancak ALLAHTAN akıl sahipleri korkar akıllı insanda dinini öğrenir öğretir yaşar yaşatır bildiğimiz halde hergün ezan sesini duyan ama namaza kalkmayan vurdum duymaz bir toplumuz ALLAH akibetimizi güzel eylesin inş

Reklamcı

Misafir

Reklam


yaren-34

İnsanı ateş değil. kendi gafleti yakar: Herkeste kusur görür:kendine körbakar...Neye nasıl bakarsan o da sana öyle bakar. (H.z Mevlana.)

Mesajlar: 3,360

Konum: Tasavvuf Toprak olmaktır.

Meslek: ;Yüzümde secdelerimin izini bırak ey Rabbim. Alnıma rahmetinin nefhasını bırak ey Rabbim. Kalbime En Sevgili'nin aşkını bırak ey Rabbim. Secdemden dirilt beni. Secdemde öldür beni. Secdemde durult beni. Secdemde dogrult beni.

Seviye: 48 [?]

Tecrübe: 7,631,920

Sonraki Seviye: 8,476,240

  • Özel mesaj gönder

4

Tuesday, January 31st 2012, 3:01pm

:amin
Allah c.c razı olsun hilkat bacı








ZiNNuR

Moderatör

  • Konuyu başlatan "ZiNNuR"

Mesajlar: 1,057

Konum: ...gurbet gurbet gurbet...

Seviye: 41 [?]

Tecrübe: 2,436,556

Sonraki Seviye: 2,530,022

  • Özel mesaj gönder

5

Monday, February 13th 2012, 5:17pm

aro Hilkat bacim emegine saglik cok istifade ettim ama yanit vermede gec kaldim biraz, hakkini helal et insallah vesselam...
Ey insan Kafdağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma her şeyin bir hesabı var; üzdüğün kadar üzülürsün



Nereye gittiğini bilen adama bütün dünya yol verir.

Reklamcı

Misafir

Reklam


ahmet-acar

Orta Düzey

Mesajlar: 277

Konum: mardin midyat

Meslek: nefis toprak olmaktır ha ayağının altında olmaktır

Seviye: 21 [?]

Tecrübe: 35,937

Sonraki Seviye: 38,246

  • Özel mesaj gönder

6

Monday, February 13th 2012, 8:16pm

santranc ve zer atmak harammıdır

Evet ilk önce satranc ve zer i birbirinden ayiralım çünkü her birinin hükmü ayri .santranc la oynaması mekruh yani haram degil ama zer atmak kesin haramdır delil şuzuruzzeheb adlı kitabında net bir şekilde açikliyor her zeka oyunu haram degil ama her şans oyunu haramdır velevki bedavada oynaniyorsa haramlıgı kaldırmaz ama şunuda unutmamak lazım hangi oyun olursa olsun insanı allah tan gafil ederse haramdır...

Bu mesaj 1 defa düzenlendi, son düzenlemeyi yapan "ahmet-acar" (Apr 5th 2012, 9:48am)


ZiNNuR

Moderatör

  • Konuyu başlatan "ZiNNuR"

Mesajlar: 1,057

Konum: ...gurbet gurbet gurbet...

Seviye: 41 [?]

Tecrübe: 2,436,556

Sonraki Seviye: 2,530,022

  • Özel mesaj gönder

7

Monday, February 27th 2012, 6:44pm

CEVAP: santranc ve zer atmak harammıdır

Evet ilk önce satranc ve zer i birbirinden ayiralım çünkü her birinin hükmü ayri .santranc la oynaması mekruh yani haram degil ama zer atmak kesin haramdır delil şuzuruzzeheb adlı kitabında net bir şekilde açikliyor her zeka oyunu haram degil ama her şans oyunu haramdır velevki bedavada oynaniyorsa haramlıgı kaldırmaz ama şunuda unutmamak lazım hangi oyun olursa olsun insanı allah tan gafil ederse haramdır...
aro Paylasstıgınız icin tesekkurler
Ey insan Kafdağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma her şeyin bir hesabı var; üzdüğün kadar üzülürsün



Nereye gittiğini bilen adama bütün dünya yol verir.