Koğuculuk sadece konuşmaya has değildir. Her bir şey ki, müslüman onun açıklamasından üzülür. İşte bunun söz, yazı veya sembol ve işaretle ya da bunların dışında akla gelebilen herhangi bir yol ile onu başkasına bildiren, ulaştıran; böylece o müslümanın manevi kişiliğine zarar veren ve üzüntüye sürükleyen kişi koğucu yani nemmam’dır.
Koğuculuğun sebebi, ya koğuculuğunu ettiği kişiye buğz ve düşmanlık veya koğuculuğu götürdüğü kişiye sevgi ve sadakat göstermektir. Yahut da bunu yapan kişinin yaratılışında koğuculuk yapacağından dolayı duyduğu kötü bir lezzet vardır. Bu kişiler, ettikleri koğuculuktan kendilerinin zarar görmesi kesin iken, yine sabredemeyip pislik duygularını dile getirirler ve nicelerinin halini ifsat ederler.
İmam Gazâli şöyle der: Koğucu sana bir kimseden koğu getirip, örneğin ‘Filan kişi seni sevmez. Senin hakkında şöyle dedi, senin işini bozmak veya düşmanınla işbirliği yapmak ister’ derse şu beş şeye dikkat etmen gerekir.
1.) Onu tasdik etmemelisin. Zira o kişi koğuculuk etmekle fıskı kesinleşmiş fasık olmuştur. Fasıkın sözü reddolunur, kendisi kovulur. “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin...” [10]
2.) Ona nasihat etmek ve koğuculuktan menetmek, sakındırmaktır. Zira Hak Teala “İyiliği emret, kötülükten vazgeçtirmeye çalış!” [11] buyurur. Zira koğuculuk kötülüktür.
3.) Onun koğuculuğu ile aleyhinde konuştuğu o Müslümana su-i zan etmemek gerekir. Zira Hak Teala şöyle buyurur: “Zannın çoğundan kaçının!” [12]
4.) Onun sözü doğru mudur, değil midir? Araştırmak gerekir. Zira bu, tecessüstür. Hak Teala tecessüsten nehyedip “Birbirinizin kusurunu araştırmayın” [13] buyurmuştur.
5.) Onun koğusunu hiç kimseye anlatmamak gerekir. Eğer böyle yaparsa kendisi de koğucu olmuş olur. Ve kendi nehyettiğini işlemek ardır. Nitekim şair demiştir ki:
‘Benzerini yapa geldiğin huylardan başkasını menetme.
Zira kendin yaptığın halde bunu başkasından yasaklaman sana büyük ar (ayıp)dır.’
Koğuculuğun insanı ne hallere düşürdüğünü daha yakından görmek için şu ibretli hikâyelere bir göz atmak yeter.
Bilginlerden birisini günün Padişaha koğuladılar. Padişah bilgini azarlayınca, bilgin inkâr etti. Padişah: ‘Bana bunu itimat edilen bir kimse nakletti.’ deyince bilgin: ‘Ey Emir, koğucu insan güvene layık olmaz’ diye cevap verdi. O zaman Padişah: ‘Doğru söyledin.’ diyerek ondan razı oldu, koğucuyu da azarladı.
Ömer İbn-i Abdü’l-Aziz’e biri gelip bir başkasını koğulayınca buyurdu ki: ‘İstersen bu hususu inceleyelim, ama yalancı çıkarsan’ “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin.” [14] ayetinin işaretine girersin, “Ötekini berikini daima ayıplayan, gammazlıkla laf getirip götürmeye koşan...” [15] sözüne dahil olursun. İstersen seni affedelim. Bunun üzerine adam: ‘Ey Müminlerin Emiri! Affeyle. Bundan sonra benden koğuculuk sadır olmasın.’ dedi.
Arapların güzel ve edebi konuşanlarından Ziyad A’semiyi bir kişi Süleyman b. Abdu’l-Melike koğular. Süleyman emredip ikisini bir araya getirince Ziyad koğucunun yüzüne bakıp der ki:
‘Sen öyle bir adamsın ki, gizli olarak sana itimat ettim. Sen ise bu itimadını altüst edercesine açıkça ihanet ettin. Ve bu halinle hıyaneti ve günahı açık olan kişilerin çukuruna düştün.’
Zamanın birinde bir kimse köle satar; yalnız satarken kusurunun koğuculuk olduğunu söyler. Buna rağmen bir müşteri seçer, alır. Köle birkaç gün sonra beyinin hanımına varır: ‘Efendi seni sevmiyor, bundan dolayı bir cariye almak istiyor. Ama ben bundan kurtarma yolunu biliyorum. Gece yatarken boğazının altından ustura ile birkaç kıl kes getir. Ben ona efsun yaparım. O zaman sana bağlı bir köle gibi olur.’der. Hanım kölenin sözlerine kanıp onun dediğini yapmaya karar verir. Köle, hanımı bu suretle kandırdıktan sonra efendisine gider ve şöyle der: ‘Ben hanımınızın sizi aldattığını anlamış bulunuyorum. Seni öldürmeyi düşünüyor. Gece uyur gibi ol ki, gerçeği anlayasın.’ Efendi böyle yapar. Gece uyur gibi olur, fakat uyumaz. Hanımının elindeki usturayı boğazının altına dayadığını görünce adam derhal sıçrayıp kalkar ve hiç tereddüt etmeden hanımını öldürür. Ertesi gün kadının akrabaları buna dayanamaz ve adamı öldürürler. Hiç yoktan bir sebeple iki kabile birbirlerine savaş açar ve bir çok kimseler ölür. İşte insanlar arasında laf taşımanın hazin sonu budur. Dolayısıyla insan kiminle dost olduğuna bakmalı ve her söylenen söze inanmamalıdır. Zaten koğuculuğun sonu cennete girememektir. Ayrıca dünyada da bu tür kimselerin sevimsiz, hor ve hakir düşme gibi durumları vardır.
Özellikle devlet adamlarının, mevki ve makam sahibi yöneticilerin koğucu kişilere kulak asmamaları çok önemli bir ilkedir. Zira bu kapıyı kapamaz ve münafıkların sözünü reddetmezse, koğucular güç kazanır, çoğalır. Nifakçıların kuvvet bulması sonunda dost ve ahbabı arasında ayrılıklar doğar. Kendisine hizmet edenler ve sair kişilerle devletine hastalık illet olur, saadet eşiğine düzensizlik girer. Sonra da devlet sarayı ile ikbal şerbeti yok olur gider. Ayrıca yaptırım gücüne sahip olan yöneticilere, halkın, yönetim hakkındaki düşünce ve sözlerini ulaştırmak, gereksiz yere ispiyonculuk yapmak toplumda birçok sıkıntının doğmasına sebep olur. Böyle bir hareket günah işlemekte ve düşmanlıkta yardımlaşma anlamını da taşır. Bu ise yasaklanmıştır. Sonuç olarak, iki kişinin arasını bozmak amacıyla birinden diğerine söz taşımak dinimizin haram kıldığı çirkin davranışlardandır. Yine kabir azabının sebeplerinden biri de koğuculuktur. Dolayısıyla bundan uzak durmak müslümana yakışan asil bir harekettir. Hem bu dünya hem de ahiretin kurtarılması için yapılması gereken davranışlardan biri de budur.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Hümeze sûresi, 104/1.
[3] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri.
[4] Kalem sûresi, 68/10-11.
[5] Kaf sûresi, 50/18.
[6] İhyau Ulumiddîn, Gazalî, c.VI.
[7] Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Terc., Hadis no: 1156.
[8] Buhari, Edeb, 49.
[9] Buhari, Vudu, 55.
[10] Hucurat sûresi, 49/6.
[11] Lokman sûresi, 31/17.
[12] Hucurat sûresi, 49/12.
[13] Hucurat sûresi, 49/12.
[14] Hucurat sûresi, 49/7.
[15] Kalem sûresi, 68/11.