RAHMAN VE RAHİM OLAN ALAHIN ADİYLA nın Dvamıdır
Bu durum gayret ehli insanları harekete geçirdi.İslam dininin bu fitneler içerisinde zarar görmesinin engellenmesi ve ayrıca ortaya çıkan yeni sapık fikirlerle ve bidatlarla mücadele edilmesi gerekiyordu.Zaten vahyin geldiği ilk günden itibaren Kuran'ın ve hadislerin korunmasına ayrı bir önem veriliyordu.Fakat bu yeni dönemle birlikte tüm İslami ilimlerde ayrı bir atılım görüldü.Böylece kelam ilmi sistematize edildi.Başlıbaşına bir ilim olarak ortaya çıktı.Kendilerine ehl-i hadis denilen zatlar Peygamberimize ait hadisleri toplamaya ve senetlerine göre tesbit edip,sahih olanlarla olmayanları belirlemeye çalıştılar. Büyük külliyatlar,hadis mecmuaları oluşturulurken,başlı başına bir ilim olarak hadis ilmi doğmuş oldu. Diğer islami ilimlerde hızla gelişti. Tefsir,fıkıh,arapça dilbilgisi, belagat,siret vb.ilimler bir sistematiğe oturtuldu.Her alanda kapsamlı çalışmalar yapıldı ve büyük eserler ortaya konuldu.Fıkıh alanında İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafii,İmam Malik,İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Cafer-i Sadık(r.anhüm) gibi büyük müçtehitler yetişti.Bunlar müslüman kitlelerin karşılaştıkları sorunlara İslami kaynaklardan hareketle çözümler getirdiler. Sahih bir islami hayatın yaşanabilmesi için ilim ehli tüm gayretini ortaya koymaktaydı.
Tüm bu saydı klarımızın dışında ayrı bir grup daha vardı ki bunlar daha farklı bir alanda gayret gösterdiler.Gerçi yukarıda belirtilen alanlarda da uğraşıyorlardı.Fakat asıl gayretleri insanların nefislerini ıslah edip,İslam'ı gerçekten yaşamaları ve Yüce Allah'a salim ve temiz bir kalp ile ulaşmaları idi.İslamın ilmi-zahiri boyutu yanında manevi,ahlaki, irfani ve ruhi boyutu ile de ilgiliydiler.Bunlar insanları irşad eden ruh terbiyecileri ve ahlak hocaları idiler.Kendilerine tasavvuf ehli veya irfan ehli de denilen bu zatlar muhabbetle Allah'a kulluk edilmesi,peygamberi ahlakın kazanılması,dünya sevgisinden,nefsin ve şeytanın afetlerinden kurtulunması konularında uzmandılar.Sahabelerin yaşantı tarzlarını andıran bir hayat süren bu zümre halktan beklediği ilgiyi fazlasıyla gördü.İnsanlar ateşin aydınlığına uçan kelebekler gibi onlardaki nura ve aydınlığa kanat açtılar.Bu yeni ve zor dönemde İslam'ın yayılması görevini de onlar üstlendiler.Zaten sahip oldukları ruhi olgunluk ve kemal sıfatlarla bu işe layık olanlar da onlardılar.
Etkileri toplumun tüm kesimlerine yayı ldı.Dünyevileşme belasından kurtulmak ve gerçek kulluğa ermek isteyen herkes onların dergahlarına gelmeye başladı.Kalbi huzur,manevi olgunluk ve ilahi marifet yolcuları nerede olurlarsa olsunlar onları buluyorlardı.Hanefi mezhebinin kurucusu ve dört büyük müçtehid imamdan biri olan İmam-ı Azam Ebu-Hanife(r.a) ;'Eğer İmam Cafer-i Sadık'la (k.s.) geçirdiğim iki sene olmasaydı,Numan helak olmuştu.'diyerek tasavvufun ve bu ilmin ehli kimselerin önemini ve vazgeçilmezliğini bu şekilde belirtmiştir.Aynı konuda İmam Şafii(r.a.) ise şöyle demiştir;'Hem alim ol,hem de mutasavvıf.Eğer sadece alim olur da tasavuf ehli olmazsan kalbin katı olur.Eğer tasavvuf ehli olur da ilim sahibi olmazsan,sen zaten yolu kaybetmişsin.Bu halinle başkalara nasıl yol göstereceksin.'
Böylece bu büyük alim ve müçtehid zat dahi bu zümrenin önemini ve onları n ilim, iman,ahlak hikmet,yakin ve muhabbet güzelliklerini herkese ilan etmiştir. Sadece ilim sahibi olmanın yetmediğini en yetkin bir makamda olarak beyan buyurmuştur. Gerçekten de gerek İmam-ı Azam'ın ve gerekse de İmam-ı Şafii'nin halen milyonlarca takipçileri vardır.
Aynı konuda büyük alim,Allah dostu arif-i billah Şeyh İzzeddin El-Haznevi (k.s.) ise şöyle söylemiştir:'Tarikat şeriatın hizmetçisi ve onun en güzel bir şekilde uygulanmasıdır.Tasavvuf İslam'ın ve selefi salihin ahlakı ile ahlaklanmaktır.Tarikat eğer ehlinin elinde olursa insanları birleştirici,onları Allah'a ulaştırıcı,cazibe merkezi kemal ve olgunlukların kaynağıdır.'
.