Kopuyorsan bil ki, mânâ özünden; Bir kusurun vardır, gönül gözünden. Yoksa üç beş câhil insan yüzünden, Kur’ân’a küser mi, gerçek müslüman ?
Göklere serpilmiş, bunca âyeti; Sonsuz kere sonsuz.. Yok nihâyeti, Makrodan mikroya, bu hidâyeti; Hiç görmez olur mu, gerçek müslüman ?
Elli bin yıl, âhir günün bir teki, Beşikten tabuta giden yol ne ki? Vâdesi en fazla, üç günlük çeki, Nefse kırdırır mı, gerçek müslüman ?
Tâ ki; görmedikçe, can verişini, Bırakmaz o şeytan, kulun peşini, İbâdet denince, dünya işini, Bahâne eder mi, gerçek müslüman ?
En renkli şehevî yemler oltada, Duvarlar yıkılmış, her şey ortada. Nesiller erirken, çağdaş (!) potada; Zulmü alkışlar mı, gerçek müslüman ?
Çarşıda, pazarda, diskoda, barda, Üryan gezenlere, hayran bakar da, Örtüyü hor gören, dar kafalarda, Ünsiyet arar mı, gerçek müslüman ?
Âlim geçinip de, ilme çatana, Suyu bile, sulandırıp satana, Kur’ân’a, kadehle kafa tutana; Kalbini açar mı, gerçek müslüman ?
Ne mutlu, rehberi Kur’ân olana, Kulluk rütbesini, Hakk’tan alana. Bir koltuk uğruna, yalan dolana, Tenezzül eder mi, gerçek müslüman ?
Mevlâ, bir kuluna yetki verince; Hesâbını sorar, inceden ince. Polisten, hâkimden, savcıdan önce, Allah’tan korkmaz mı, gerçek müslüman?
CENGİZ NUMANOĞLU