Geçmişle bugün arasında gidip gelirken insan, geleceğe bakışı karamsarlaşıyorsa sebepsiz değildir. Peki ne değişti dünden bugüne? Önceleri siyah beyazdı herşey gayet açık ve net. Şimdilerde ise tuhaf bir anlaşılmazlık. Herşey kapalı kutu misali gibi çözümlenmesi zor olan. Önceden alnından öpülürdü sevdalar. Şimdilerde diz çöktürüp, gurur, kibir ve kendini beğenmişlik gösterisi. Önceden masumdu duygular, şimdi ise çıkarları için herşeyi mubah sayan zihniyetlerin esaretinde. Önceden herşey feda edilirdi insanlık adına, şimdi ise insanlıktan çıkmak moda. Önceden sevgi, saygı, hoşgörüyle yaklaşırdı insanlar birbirine adilce ve masum biri suçlandığında hep yanında durulurdu savunmak adına. Şimdi suçu güç gösterisine dönüştürüp, marifet sayan yeni yüzler türedi ve yeni yeni suçlar icat edildi artık. Önceden herkes hoş bir seda eşliğinde huzur peşindeydi. Şimdi herkes nasıl olursa olsun diyerek maddi kazanç derdinde. Öncekiler organik ve orjinal değerlerdi. Şimdilerde herşey hormonlu. Önceden her yürekte temiz bir aşk vardı ve sevgiyle sulardı zamanı mutluluk adına. Şimdi ise bir kargaşa, nefret ve korkaklık. Önceden yamalı pantalonla gezerdik aldırış etmeden ve bu kadarına bile şükrederek. Şimdilerde herkes güçlüye yamanmış vaziyette. Önceden herkes birbirine kibar ve nazikti. Şimdi terbiyeden yoksun bir başıboşluk, egoist düşünceler sardı çevremizi. Önceleri yerde yatan biri için acısına ortak olup “ahh” çekilirdi. Şimdi ise “ohh” çekilip umursamaz tavırlar aldı yerini. Önceden bir bütünlük vardı, şimdi ise herkes bireysel… Aslında herkesin yüreğinde geçmişe duyulan bir özlem var. Herkes gittikçe bozulan dünya ve bozguna uğrayan kişiliklerinin farkında ama ne varki düzeltmek adına kılını kıpırtatıp cesaretle uygulayan yok. Zaman ve ortam sürekli değişiyor olsada geçmişten kalan değerleri, yürekteki saf duygularla yaşayıp, büyük bir özveri ve duyarlılıkla yansıtmak ve sadakatle paylaşmak yeterlidir sadece. Böylece insan zamana yenilmemiş olur…
âlıntı...