Giriş yapmadınız.

dervis *

Misafir

1

Monday, July 11th 2011, 1:21pm

Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Müslümânlar her fırsattan istifâde ederek Medîne’ye hicrete devâm ettiler. Bu arada Hazret-i Ömer, bir gün kılıcını kuşandı, yanına oklarını ve mızrağını alıp Kâbe-i muazzamayı açıkça tavâf etti. Orada bulunan müşriklere yüksek sesle şunları söyledi:

“İşte ben de dînimi korumak için, Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetîm bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın!”

Böylece Hazret-i Ömer ve yanında yirmi kadar Müslümân, güpegündüz açıktan Medîne’ye doğru yola çıktılar. Onun korkusundan bu kâfileye hiç kimse dokunamadı. Daha sonra Eshâb-ı kirâmdan diğerleri de hicrete devâm ettiler.

Bu arada Hazret-i Ebû Bekr de hicret için izin istedi. Resûlullah Efendimiz; “Sabreyle; ümîdim odur ki, Allahü teâlâ bana da izin verir; berâber hicret ederiz” buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr, “Anam-babam sana fedâ olsun. Böyle ihtimâl var mıdır?” diye sordu.

Resûlullah da, “Evet vardır” buyurunca çok sevindi. Sekiz yüz dirhem vererek hemen iki deve satın aldı; beklemeye başladı.

MÜŞRİKLER TELÂŞA KAPILDILAR!..

Diğer taraftan Medîneliler (Ensâr), hicret eden Mekkelileri (Muhâcirleri) çok iyi karşılayıp, evlerinde misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydâna geldi. Resûlullah’ın da hicret edip, Müslümânların başına geçeceği ihtimâliyle Mekkeli müşrikler telâşa kapıldılar...

Mekkeli müşrikler, mühim işleri görüşmek için bir araya geldikleri “Dârün-nedve”de toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Bu toplantıya, şeytân da düzgün kıyâfetli olarak, “Şeyh-i Necdî” [yâni Necd’li bir ihtiyâr] kılığında katılmıştı. Çeşitli teklîfler öne sürüldü. Hiçbiri beğenilmedi. Kendisine söz verilen [Şeyh-i Necdî kılığındaki] şeytân onlara,
“Sizin düşündüklerinizin hiçbiri, O’na karşı çâre değildir. Çünkü O’nun öyle güler yüzü, tatlı dili vardır ki, her tedbîri bozar. Başka çâre düşününüz” diyerek fikrini söyledi.

Kureyş’in reîsi ve en azılı İslâm düşmânı olan Ebû Cehil, “En doğru fikir şudur ki, her kabîleden birer kuvvetli kimse seçelim. Her biri ellerinde kılıçları ile Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) üzerine saldırsın. Kılıcı vurup kanını döksünler. Böylece kimin öldürdüğü belli olmaz. Zarûrî olarak diyete râzı olurlar. Biz de O’nun diyetini verir, bu sıkıntıdan kurtuluruz” dedi. Şeyh-i Necdî de bu fikri beğendi ve harâretle tasdîk etti...

Onlar bunun hâzırlığı içindeyken, Allahü teâlâ, Peygamber Efendimize hicret emrini verdi. Cebrâîl (aleyhisselâm) gelerek müşriklerin karârını ve o gece yatağında yatmamasını bildirdi. Peygamber Efendimiz, Hazret-i Alî’ye kendi yatağında yatmasını ve Mekkelilerin kendisine bıraktıkları emânetleri sâhiplerine vermesini söyledi. Geceleyin, Yâsîn sûresinin ilk dokuz âyetini okuyarak, kendisini öldürmek için evini sarmış kâfirlerin üzerine bir avuç toprak saçtı ve evinden çıktı. Müşriklerden hiç kimse onu göremedi.

Safer ayının yirmiyedinci (Perşembe) günü, Peygamber Efendimiz ve Hazret-i Ebû Bekr, yanlarına bir miktar yiyecek alarak, bir kılavuz ile birlikte yola çıktılar. Bir sâatlik mesâfedeki Sevr Dağında bulunan mağaranın önüne geldiler.

HAZRET-İ EBÛ BEKR’İN MAĞARA’YA GİRMESİ

Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullah’tan izin alarak Mağara’ya önce kendisi girdi, içeriyi dikkatlice gözden geçirdi. Gördüğü çok sayıdaki yılan ve akrep deliğini, gömleğini parçalayarak kapattı. Açık kalan bir deliği de ayağıyla kapayıp, Peygamber Efendimizi içeri da’vet etti. Resûlullah’ın içeri girmesini müteâkip Allahü teâlânın emriyle bir örümcek kapıya ağını ördü ve bir çift güvercin de kapı önüne yuva yaparak yumurtladı.
Eve girip de Peygamber Efendimizi yatağında bulamayan müşrikler, her tarafı aramaya başladılar. İz tâkib ederek mağaranın önüne geldiklerinde, bir örümceğin mağaranın ağzını örmüş ve bir güvercinin de yuva yapmış olduğunu gördüler. İçeriye bakmadan geri döndüler.

Allahü teâlâ, bu mu’cize ile Peygamberini ve O’nun arkadaşı Hazret-i Ebû Bekr’i müşriklerin kötülüklerinden korudu. Ayaklarının ucuna baksalardı, her ikisini de göreceklerdi. Bu durum karşısında, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) için endişelenen Hazret-i Ebû Bekr’i Peygamberimiz teselli ediyor ve ona;


“... Üzülme, Allahü teâlâ bizimle berâberdir...” (Tevbe, 40) diyordu.

Ahmed Doğrusözlü

Reklamcı

Misafir

Reklam


dervis *

Misafir

2

Monday, July 11th 2011, 1:23pm

Re: Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Peygamber Efendimizin mübârek başı için, ortaya 100 deve ve daha nice mal, para konulunca, birçok kimse onu ele geçirmek için yollara düştüler. Sürâka bin Mâlik de bunlardan biriydi. O, kâfileye yaklaşınca, Peygamberimizi ve beraberindekileri, onlar da onu iyice görebiliyorlardı. Hattâ Sürâka, Peygamber Efendimizin okuduğu Kur’ân-ı kerîmi bile işitiyordu. Fakat, Resûl-i Ekrem arkasına hiç bakmıyordu. Hazret-i Ebû Bekir geriye bakınca, Sürâka’yı görüp, telâşa kapıldı... Peygamber Efendimiz ona, mağaradaki gibi, “Üzülme, Allahü teâlâ bizimle beraberdir” buyurdu.

ATIN AYAKLARI YERE BATTI

Sürâka, Peygamber Efendimize saldırabilecek kadar yaklaştı. O sırada Sürâka’nın atının iki ön ayağı dizlerine kadar yere battı. Bundan kurtulup, tekrâr saldırmaya teşebbüs edince, atının ayakları yine yere saplandı. Sürâka, atını ne kadar zorladıysa da, onu bir türlü kurtaramadı. Başka yapacağı hiçbir şey yoktu.

Çâresiz kalınca, şefkat ve merhamet sâhibi olan Resûlullah Efendimize yalvarmaya başladı. Peygamberimiz onun bu dileğini kabûl etti. Sürâka: “Ya Muhammed! Muhâfaza olunduğunu anladım. Duâ et de kurtulayım. Bundan sonra sana aslâ zarar vermem. Senin peşine düşenlere de senden hiç bahsetmiyeceğim” diyordu.

Kâinâtın Efendisi, “Yâ Rabbî! Eğer o, sözünde doğru ve samîmî ise, atını kurtar” diye duâ edince, Allahü teâlâ, bu duâyı kabûl buyurdu. Sürâka bin Mâlik’in atı, ancak bu duâdan sonra çukurdan kurtulabilmişti. Sürâka, hayretler içerisinde kaldı ve bütün bu olup bitenlerden, Muhammed aleyhisselâmın dâimâ korunmakta olduğunu anladı. Pek çok şeye şâhid olmuştu. [Bu Sürâka (radıyallahü anh), daha sonra Müslümân olmakla şereflenmiştir.]

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ebû Bekir, Âmir bin Füheyre ve kılavuzları Abdullah bin Ureykıt, Rebî’ul-evvel ayının sekizinde Pazartesi günü (Mîlâdî 20 Eylül 622) kuşluk vakti “Kubâ” köyüne ulaştılar. Bugün, Müslümânların Hicrî-Şemsî yılının sene başı oldu. Külsüm bin Hidm isminde bir Müslümânın evinde kaldılar. Burada ilk mescidi yaptılar.

Kubâ vâdîsinde ilk Cuma namazını kıldılar ve ilk hutbeyi îrâd ettiler. Kubâ mescidi, âyet-i kerîmede meâlen; “...Temeli takvâ üzerine kurulan mescid...” (Tevbe suresi, 108) diye zikir buyurularak medh edildi.

***

Bu arada Mekke’de kalan Hazret-i Ali, Resûlullah Efendimizin Ka’be-i şerifin yanında devâmlı bulundukları makâma oturdu. “Resûl-i Ekrem’de kimin nesi varsa, gelsin alsın!” diye nidâ ettirdi. Herkes gelip, kendi eşyâsının nişânlarını söyleyerek emânetlerini aldılar. Böylece emânetler sâhiplerine teslîm edildi.

Sabâh olunca, Hazret-i Ali, Resûl-i Ekrem Efendimizin eşyâsını toplayıp, Resûlullah Efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabâsı ile beraber yola koyuldu...

Hazret-i Ali, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Resûlullah Efendimize Kubâ’da yetişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz Hazret-i Ali’yi görünce hâline acımış, nâzik ayaklarını okşamış, kendisine âfiyet için duâ buyurmuştu.

Hattâ Hazret-i Ali’nin bu fedâkârlığı üzerine; “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allahü teâlânın rızâsı için nefislerini fedâ ederler” (Bekara suresi, 207) âyet-i celîlesinin nâzil olduğu rivâyet edilir.

MEDÎNE’DEKİ HEYECÂNLI BEKLEYİŞ

Medîne’ye daha önce hicret eden Eshâb-ı kirâm ile Medîneli Müslümânlar, Kâinâtın Sultânının Mekke’den hicret için hareket ettiğini duyunca, teşrîfini harâretle ve heyecânla bekliyorlardı. Günlerdir herkes ayakta, gözler pürdikkat ufukta idi... Nihâyet ağır ağır yol alan iki deve üstünde ikişer insan [toplam 4 kişi] göründü. Kâinâtın Efendisi, yaratılmışların en üstünü, Efendimiz devesine binmiş, yanında mağara dostu Ebû Bekir. Medîneliler, sevinçle birbirlerine; “Müjde!.. Müjde!... Resûlullah geliyor!.. Peygamberimiz geliyor!... Sevinin ey Medîneliler!.. Bayram edin! Habîbullah geliyor!.. Baş tâcımız geliyor!..” diyerek sevinç gözyaşları dökmeye başladılar...


Tekbîr sadâları semâyı çınlatıyor, sevinçten gözyaşları sel gibi akıyordu. Hüzün ve mutluluk dolu bir hava esiyor ve Medîne, tarihin en güzel günlerinden birini yaşıyordu. Medîne, Medîne olalı böyle sevinçli, böyle mübârek bir an görmemişti. Bu, o güne kadar yaşanmamış bir bayramdı...

Ahmed Doğrusözlü

haslet

Moderatör

Mesajlar: 1,067

Seviye: 40 [?]

Tecrübe: 2,018,284

Sonraki Seviye: 2,111,327

  • Özel mesaj gönder

3

Tuesday, July 12th 2011, 11:28pm

Re: Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Allah c.c. razi olsun..

Reklamcı

Misafir

Reklam


dervis *

Misafir

4

Thursday, July 14th 2011, 11:37pm

Re: Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Alıntı sahibi ""~~haslet~~""

Allah c.c. razi olsun..
Rabbimiz cülemizden razı olsun inşâallah.

yaren-34

İnsanı ateş değil. kendi gafleti yakar: Herkeste kusur görür:kendine körbakar...Neye nasıl bakarsan o da sana öyle bakar. (H.z Mevlana.)

Mesajlar: 3,360

Konum: Tasavvuf Toprak olmaktır.

Meslek: ;Yüzümde secdelerimin izini bırak ey Rabbim. Alnıma rahmetinin nefhasını bırak ey Rabbim. Kalbime En Sevgili'nin aşkını bırak ey Rabbim. Secdemden dirilt beni. Secdemde öldür beni. Secdemde durult beni. Secdemde dogrult beni.

Seviye: 48 [?]

Tecrübe: 7,632,255

Sonraki Seviye: 8,476,240

  • Özel mesaj gönder

5

Tuesday, November 15th 2011, 9:29am

Re: Hicretten Alınacak Bazı Dersler

Allah c.c razı olsun emeğinize sağlık